Gayrimenkul Hukuku
TMK m. 1007 Kapsamında Devletin Sorumluluğu ve Tapu Sicilinin Yanlış/Eksik Tutulmasından Doğan Tazminat Davaları
EYÜPCAN ÇELİK·29 Ağustos 2026·10 dk okuma
TMK m. 1007 tazminat davası, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararların Devlet tarafından karşılanmasını sağlayan önemli bir hukuki başvuru yoludur. Tapu kaydındaki hatalar, kadastro işlemleri sırasında yapılan yanlışlıklar, yüzölçümü farklılıkları, yolsuz tescil ve tapu sicilinin tutulmasındaki diğer hukuka aykırılıklar nedeniyle taşınmaz maliklerinin uğradığı zararlar, belirli koşullar altında Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi kapsamında Devletten talep edilebilir.
Bu yazımızda TMK m. 1007 kapsamında tazminat davasının şartlarını, görevli ve yetkili mahkemeyi, zamanaşımını, tazminat hesabını, kadastro ve yüzölçümü hatalarının etkisini ve yargılama sürecinde dikkat edilmesi gereken hususları tüm yönleriyle ele alıyoruz.
TMK m. 1007 Nedir?
Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca:
“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.”
Devlet, meydana gelen zararı karşılamakla yükümlü olmakla birlikte, kusuru bulunan görevlilere rücu edebilir.
Bu düzenleme, tapu sicilinin Devletin sorumluluğu altında tutulmasının doğal sonucudur. Tapu sicilinin güvenilirliği ve doğruluğu, taşınmaz mülkiyetinin hukuki güvenliği bakımından büyük önem taşımaktadır.
Dolayısıyla TMK m. 1007 kapsamında Devletin sorumluluğu, klasik anlamda kusura dayalı bir sorumluluk olmayıp tapu sicilinin tutulmasından doğan zararların belirli şartlar altında Devlet tarafından giderilmesini esas alan özel bir sorumluluk(kusursuz sorumluluk) rejimidir.
Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Devlet Sorumluluğu
Tapu sicili; taşınmazların ve üzerindeki ayni hakların hukuki durumunu gösteren, Devletin sorumluluğu altında tutulan resmi bir sicildir.
Tapu sicilinin doğru, düzenli ve güvenilir şekilde tutulması; mülkiyet hakkının korunması ve taşınmazlara ilişkin hukuki işlemlerde güven ortamının sağlanması açısından zorunludur.
Bu nedenle tapu sicilinin tutulması sırasında meydana gelen hukuka aykırılıklar sonucunda bir kişinin malvarlığında gerçek bir zarar meydana gelmesi halinde, şartları mevcutsa TMK m. 1007 uyarınca Devletin tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
Hangi Durumlarda TMK m. 1007'ye Dayalı Tazminat Davası Açılabilir?
Uygulamada TMK m. 1007 kapsamında özellikle aşağıdaki durumlarla karşılaşılmaktadır:
• Kadastro çalışmaları sırasında yapılan hatalar,
• Taşınmazın yüzölçümünün hatalı belirlenmesi,
• Tapu sicilinde taşınmazın yüzölçümünün eksik veya yanlış gösterilmesi,
• Tapu kaydının hatalı tutulması,
• Yolsuz tescil işlemleri,
• Tapu sicilindeki teknik hatalar,
• Taşınmazın bir kısmının sicilden çıkarılması veya başka bir taşınmazla ilişkilendirilmesi,
• Tapu sicilindeki hatalı kayıt nedeniyle taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kaybedilmesi,
• Tapu kaydının mahkeme kararıyla iptal edilmesi sonucunda malik açısından zararın ortaya çıkması,
• Kadastro veya tapu işlemlerindeki hata nedeniyle taşınmazın gerçek değerinin azalması.
Ancak her tapu veya kadastro uyuşmazlığının otomatik olarak TMK m. 1007 kapsamında tazminat hakkı doğurmadığı unutulmamalıdır. Somut olayda zararın niteliği, tapu sicilinin tutulması ile zarar arasındaki illiyet bağı ve diğer hukuki şartlar ayrıca değerlendirilmelidir.
TMK m. 1007 Davalarında Görevli Mahkeme
Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlara ilişkin TMK m. 1007 kapsamındaki tazminat talepleri adli yargıda görülür.
Görev bakımından kural olarak Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.
Bu nedenle dava açılmadan önce uyuşmazlığın niteliğinin doğru şekilde belirlenmesi ve talebin TMK m. 1007 kapsamında mı, yoksa başka bir hukuki sorumluluk rejimi kapsamında mı değerlendirileceğinin tespit edilmesi önemlidir.
TMK m. 1007 Davasında Davalı Kimdir?
TMK m. 1007 uyarınca sorumluluk Devlete ait olduğundan, dava Devlet tüzel kişiliğine, uygulamadaki usule uygun şekilde Hazineye izafeten yöneltilir.
Dava dilekçesinde taraf teşkilinin doğru kurulması, özellikle tapu müdürlüğü, kadastro müdürlüğü veya diğer idari birimlerin doğrudan davalı olarak gösterilmesi yerine, TMK m. 1007'de düzenlenen Devlet sorumluluğunun esas alınması bakımından önemlidir.
Somut olayın özelliklerine göre dava dilekçesinin hazırlanması ve husumetin doğru belirlenmesi, ilerleyen aşamalarda usule ilişkin sorunlarla karşılaşılmasını önlemek açısından önem taşır.
TMK m. 1007 Davasında İdareye Başvuru Zorunlu mudur?
TMK m. 1007 kapsamında açılan tazminat davalarının hukuki niteliği, idari işlem nedeniyle açılan tam yargı davalarından farklıdır.
Bu nedenle somut olay bakımından idari yargıya başvuru ve idari başvuru süreleri ile TMK m. 1007 kapsamındaki adli yargı yolunun birbirinden ayrılması gerekir. TMK m.1007 hükmüne dayalı açılacak davalarda dava öncesi idareye başvuru zorunluluğu bulunmamaktadır.
TMK m. 1007 Davalarında Zamanaşımı
TMK m. 1007'de ayrıca bir zamanaşımı süresi düzenlenmemiştir. Bu nedenle zamanaşımı konusunda somut olayın hukuki niteliği ve uygulanacak genel hükümler birlikte değerlendirilmelidir.
Uygulamada TBK m. 146'da düzenlenen genel zamanaşımı süresinin uygulanmasına ilişkin değerlendirmeler önem taşımaktadır. Bununla birlikte zamanaşımının başlangıç tarihi bakımından zararın ne zaman meydana geldiği, zarar gören tarafından ne zaman öğrenildiği ve sorumluluğun dayandığı olayın niteliği ayrıca incelenmelidir.
Özellikle kadastro düzeltmeleri, yüzölçümü değişiklikleri veya teknik nitelikteki tapu işlemleri bakımından ilgili kişiye usulüne uygun bildirim yapılıp yapılmadığı önem arz edebilir.
Bu nedenle TMK m. 1007 davası açılmadan önce;
1. Tapu kaydının geçmişi,
2. Kadastro tutanakları,
3. Düzeltme veya değişiklik işlemleri,
4. Tebligat belgeleri,
5. İlan tutanakları,
6. Tapu ve kadastro müdürlüğü işlem dosyaları
bir bütün halinde incelenmelidir.
Tebligat Eksikliği ve Zamanaşımının Başlangıcı
Tapu sicilinde gerçekleştirilen değişikliklerin ilgilisine bildirilmemesi veya bildirim sürecindeki hukuka aykırılıklar, somut olayın özelliklerine göre hak kaybının ve zararın öğrenilme tarihinin belirlenmesi bakımından önem taşıyabilir.
Özellikle taşınmaz malikinin;
• yüzölçümünün değiştirildiğini,
• taşınmazının bir bölümünün sicilden çıkarıldığını,
• kadastro veya teknik düzeltme yapıldığını,
• tapu kaydının hukuki durumunun değiştiğini
uzun süre sonra öğrenmesi mümkün olabilir.
Bu nedenle zamanaşımı itirazı değerlendirilirken yalnızca tapu sicilindeki işlem tarihi değil, zararın ortaya çıkışı ve zarar görenin zararı hangi tarihte ve hangi koşullarda öğrendiği de somut olay çerçevesinde değerlendirilmelidir.
TMK m. 1007 Kapsamında Tazminat Nasıl Hesaplanır?
TMK m. 1007 davalarında temel amaç, zarar gören kişinin gerçek zararının giderilmesidir.
Tazminat hesabında somut olayın özelliklerine göre taşınmazın ekonomik değeri, uğranılan fiili kayıp ve zarar nedeniyle malvarlığında meydana gelen azalma değerlendirilir.
Yargıtay uygulamasında da gerçek zarar kavramı, zarar verici olay gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin malvarlığının bulunacağı durum ile mevcut durum arasındaki fark üzerinden değerlendirilmektedir.
Bu kapsamda taşınmazın;
• dava tarihindeki değeri,
• zararın meydana geldiği tarihteki durumu,
• yüzölçümü,
• imar durumu,
• konumu,
• niteliği,
• fiili kullanım şekli,
• emsal taşınmazların satış değerleri
gibi unsurların bilirkişi tarafından değerlendirilmesi gerekebilir.
Keşif ve Bilirkişi İncelemesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
TMK m. 1007 davalarında mahallinde keşif ve uzman bilirkişi incelemesi çoğu zaman uyuşmazlığın çözümü açısından belirleyici niteliktedir.
Özellikle yüzölçümü kaynaklı uyuşmazlıklarda taşınmazın;
• mevcut sınırları,
• eski ve yeni kadastro durumu,
• komşu parsellerle ilişkisi,
• doğal sınırları,
• duvar, yol, dere veya yapı gibi beşeri sınırları,
• fiili kullanım alanı,
• imar ve yapılaşma durumu
incelenmelidir.
Bilirkişi raporunda yalnızca matematiksel yüzölçümü farkının gösterilmesi yeterli olmayabilir. Kaybedilen alanın taşınmazın ekonomik değerine etkisinin de somut ve denetlenebilir şekilde ortaya konulması gerekir.
Tapu İptal ve Tescil Davası mı, TMK m. 1007 Tazminat Davası mı?
Tapu sicilindeki hukuka aykırılık nedeniyle taşınmazın mülkiyetinin kaybedildiği durumlarda ilk olarak tapu iptali ve tescil imkanının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Ancak tapu kaydının iptalinin mümkün olmadığı veya ayni hakkın üçüncü kişilerin kazanımı nedeniyle korunamadığı bazı durumlarda, somut olayın şartlarına göre TMK m. 1007 kapsamında Devletten tazminat talep edilmesi gündeme gelebilir.
Özellikle iyi niyetli üçüncü kişilerin tapu siciline güvenerek kazanımda bulunduğu durumlarda, tapu iptal ve tescil yolunun sınırları ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle dava stratejisinin belirlenmesinde yalnızca tapu kaydındaki hatanın varlığı değil, taşınmazın mevcut hukuki durumu ve üçüncü kişilerin kazanımları da incelenmelidir.
TMK m. 1007 Davasında Hangi Deliller Toplanmalıdır?
Dosyanın özelliklerine göre aşağıdaki belgeler önem taşıyabilir:
• Tapu kayıtları,
• Tedavül kayıtları,
• Kadastro tutanakları,
• Kadastro paftaları,
• Çap ve aplikasyon krokileri,
• Teknik düzeltme dosyaları,
• Tapu müdürlüğü işlem dosyaları,
• Kadastro müdürlüğü işlem dosyaları,
• Tebligat belgeleri,
• İlan tutanakları,
• İmar durum belgeleri,
• Belediye kayıtları,
• Emsal taşınmaz satışları,
• Bilirkişi raporları,
• Keşif tutanakları,
• Taşınmaza ilişkin eski ve yeni tarihli uydu görüntüleri,
• Gerekli olması halinde tanık anlatımları.
Özellikle kadastro ve yüzölçümü uyuşmazlıklarında eski kadastro belgeleri ile güncel tapu ve teknik belgelerin birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşır.
Sonuç olarak, TMK m. 1007, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararların giderilmesi bakımından taşınmaz maliklerine önemli bir hukuki koruma sağlamaktadır.
Tapu sicilinin Devletin sorumluluğu altında tutulması nedeniyle, sicilin tutulması sırasında meydana gelen hukuka aykırılıklar sonucunda zarar doğması halinde, somut olayın şartları çerçevesinde Devletin tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
Özellikle kadastro hataları, yüzölçümü eksiklikleri, teknik düzeltmeler, hatalı tescil işlemleri ve tapu kaydının iptali nedeniyle meydana gelen malvarlığı kayıpları bakımından TMK m. 1007 hükümlerinin ve güncel Yargıtay içtihatlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bu tür davalarda başarı açısından yalnızca tapu kaydındaki hatanın ortaya konulması yeterli değildir. Zararın gerçek miktarı, zarar ile tapu sicilinin tutulması arasındaki illiyet bağı, zamanaşımı, tebligat süreci, taşınmazın gerçek ekonomik değeri ve uygulanabilecek diğer hukuki yolların avukat desteğiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Av. Eyüpcan Çelik
Çalışma Alanı: Gayrimenkul Hukuku
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır, somut olaya özgü hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Güncel mevzuat ve dosyanızın özellikleri için büromuzla iletişime geçmenizi öneririz.